Sömestre ilk başladığım günlerde, ön sıralarda oturan bir öğrenci bana kaç sayfalık bir defter gerekeceğini sordu. Sorulan sorunun saçmalığına mı yansam, üniversite seviyesine gelmiş bir öğrencinin öğretmen endekslilikten bu derece kurtulamamış olmasına mı yansam... İlerleyen haftalarda, o öğrencinin aslında en iyilerden biri olduğunu gördüm ve bu beni iyiden iyiye düşündürdü. Anladım ki ona o soruyu sordurtan atmosfer, hocaların öğrenciler karşısında sergileyebildiği padişahvarî tutumlar. Bilimin evrenselliğinin hakim olması ve akademik özgürlüğün yaşanması yerine, hocanın onayının her şeyin önüne geçmesi.
Yurt dışından henüz geldiğim o günlerde yaşadığım bu ve başka olaylar neticesinde anladım ki öğrencilerim için, düşünce ve ifade hürriyetini not korkusu olmadan tadabilecekleri, icabında hocalarını eleştirebilecekleri ortamlar oluşturmalıyım. Her ne kadar o ortamdan dışarı adım attıklarında soluyacakları hava tam tersi olsa da, onlara ümit ışığı olacak hatıralar vermeliyim.
Bugün de hala aynı fikirdeyim. Gerek iş arkadaşlarım gerekse öğrencilerim için bu "ümit ışığı hatıralar oluşturma" çabasını devam ettiriyorum. Ama şunu da itiraf etmeliyim. Bu şekilde bir şeyler paylaştığım insanlar da benim için ümit ışığı.
Ben de bu görüşünüze katııyorum,herhangi bir harici telkin olmaksızın.
YanıtlaSilteşekkür ederim
Sil