Dün, İsrailli bir genetikçi olan bir arkadaşımla konuşurken bu konu gündeme geldi. Kendisi Türk bir bayanla evli olduğu için Türklere hem içeriden hem de dışarıdan bakabiliyor. Ve bana anlattıkları, benim için oldukça ufuk açıcı oldu. Dedikleri kısaca şöyle:
"Türkler, göçebe yaşamış bir millet. Yerleşik hayata geçtikten sonra da hep savaşlarla içli dışlı olmuş bir insan grubu. Gerek göçebe hayat koşullarında gerekse savaşlarda hep fiziksel güç ve hareket kabiliyeti yüksek olanlar hayatta kaldığı için, bu genleri taşıyanlardan üreyen nesillerde de aynı karakterlerin giderek baskın hale gelmesi söz konusu. Öte yandan entelektüel ve ruhani tarafı olan bireylerin ise bu koşullara uyumsuzluklarından dolayı ya ölmeleri ya da yapılan evliliklerde tercih edilmemeleri söz konusu. Özellikle geçen yüzyılın başlarında Türklerin yaptıkları savaşlarda, eğitimli olan veya bilime ilgi duyanların da kaybedilmesi nedeniyle, geriye kalanlardan üreyen nesillerde, genetik olarak entelektüel ve ruhani potansiyelin oldukça azalmış olduğu öngörülebilir. Nitekim, geçtiğimiz yüzyıl boyunca Türkler, kendi içlerinden çıkan az sayıdaki aydınları ve bilim insanlarını da sistematik olarak küstürmüşlerdir ve türlü nedenlerle başka ülkelere gitmeye mecbur etmişlerdir."
Açıkçası ne diyeceğimi bilemedim. Tarihte, istisna olarak çıkmış bir iki isim var tabî ama onların da başlarına açılan dertler olduğunu unutmamak lazım. Sonra aklıma, özellikle Osmanlı zamanında Türklerin başka milletlerle karıştığını söylemek geldi. Demez olaydım:
"Aslında böyle bir karışım gerçekten olsaydı, bu büyük bir fırsat olabilirdi. Ama, mesela ticaret, sanat ve bilimde öne çıkan milletler olan Ermeniler ve Yahudilerle Türklerin karıştığını iddia edebilir misin? Bugün bile devam eden ayrışmalar söz konusu. Benim eşim Türk, ama onun ailesinin bana karşı tutumunu değiştirene kadar kaç yıl geçti. Geldikleri nokta da: Bizim damat Yahudi ama öyle değil!"
Yani, genetik olarak savaşçılığı ön plana çıkmış, ama entelektüel yönü geride kalmış bir toplum olduğumuzu ve bu durumu değiştirmeye de niyetimizin olmadığını bilimsel olarak bana izah etti arkadaşım. Onun sözlerinin ardından, aklıma başka şeyler de geldi. Mesela kronik bir çözümsüzlüğe hapsolan eğitim sistemimiz, bilimsel ve etik kalitesi sorgulanabilir akademik dünyamız... Ve bir eğitimci olarak düşündüm kendi kendime: "ben n'apıyorum?"
Resim: Joshua Michaels

Yorumlar
Yorum Gönder