Düşünüyorum Öyleyse Susamam


Modern felsefe ve bilimin öncülerinden Decartes, "düşünüyorum, öyleyse varım - cogito ergo sum" diyerek tarihte kilometre taşı olacak bir söz söylemiş. Düşünmenin en tabii ve en vazgeçilmez neticesi, düşüncenin ifade edilmesidir. Zaten bundan dolayı düşüncenin ifade edilmesi, gerek 14-17. yy'da Avrupa'da yaşanan Rönesans'ın gerekse 9-11. yy'da İslam ülkelerinde yaşanan altın çağın temelini teşkil etmiştir. Bu gerçeği tersten okursak, yazılarla, sözlerle, resimlerle, heykellerle, tiyatro oyunlarıyla ve başka yollarla düşüncenin dile getirilmesi, insanların düşündüğünün delilidir. Buradan çıkarılabilecek iki ders var.

Birincisi, eğer insanların düşünmemelerini istiyorsanız, onların ifade özgürlüklerini kısıtlayın. Malûm, inandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız. Yani, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, düşünce ifadesi olan şeylerin cezalandırılmasını getirir. Bu tutum devam edince de insanlar yavaş yavaş bu durumu içselleştirir ve en nihayetinde de "keskin sirke küpüne zarar" diyerek düşünme gibi zahmetli ve başa dert bir işten vazgeçerler. Burada önemli olan husus, insanların düşüncelerinin yüzde yüz olarak kısıtlanamayacağının unutulmaması. Bundan dolayı, bu kısıtlama uygulamasını sadece sizin işinize gelmeyen hususlarda yapmalısınız.

Düşünce ve ifadenin birbiriyle tek yumurta ikizi olmasından çıkarılabilecek ikinci bir ders de ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlara verilen tepkilerin şiddeti ve çeşitliliği, insanların ne kadar düşündüğünün ve düşünceye ne kadar bağlı olduklarının göstergesidir. Düşünmeyen insanların elinden ifade özgürlüğünü alırsanız, tepki vermezler, çünkü zaten onlar için anlamsız bir şeydir düşünmek ve ifade etmek. Düşünen insanlar için ise düşünmek ve farklı şekillerde ifade etmek, hayatın anlamıyla eşdeğerdir. 



Resim: Guilherme Stecanella


Yorumlar