Hoca Uçmaz Öğrenci Uçurur

Hani derler ya, "şeyh uçmaz, mürit uçurur", ben de ondan mülhem diyorum ki "hoca uçmaz, öğrenci uçurur." Ama benim kastım bambaşka.

Kadim Çin kültüründe olduğu gibi Türkler'in de geleneksel eğitiminde hâkim olan uygulama, bir hocadan sadece bilgi değil terbiye de almaktır. O meşhur kung-fu filmlerine yansıyan sabır ve terbiye süreçlerinin altında yatan neden budur. Yani bireyin olgunlaşması. Bundan dolayı da, adına her ne derseniz deyin, eğitici olan kişi, öğrencisi için bir ideali temsil eder. Öğrenci, onun her yaptığına harikulade bir şey gibi bakar. "Görmek için baktığından dolayı da", normal işler ve haller arasında kendince mükemmellikler görür, ya da gördüğünü zanneder. Halk dilindeki "şeyh uçmaz mürit uçurur" sözü bunu anlatır.

Gelelim benim sözüme ve ne kastettiğime... 

Özellikle son yıllarda, birden fazla nedenden dolayı nükseden bir hastalık, giderek artan sayıda öğrencinin neredeyse bütün dersleri "yasak savma, mecburiyetten kurtulma" psikolojisinde geçirmesidir. Somurtan suratlarını telefon ekranından kaldırıp da hocalarına bakma lütfunda bulunurlarsa, insancıl bir etkileşim kırıntısına şahit olunabilir. Ama zaten hocalar da iyice dejenere olmuş durumda. Sınıfa girip slayt okuyarak, öğrencilerin yüzlerine hiç bakmayarak hocalık yapmak giderek yaygınlaşıyor. Yazık... hem de çok yazık.

Ama bir de şunu hayal edin. Öğrenci hocasına soru soruyor, hocası da bunu bir girizgâh yapıp dersi detaylandırıyor ve sınıftaki diğer öğrencileri de işin içine katarak hararetli bir tartışma, hesaplama, tasarlama, eleştirme, düzenleme sürecine giriyorlar. Ertesi ders, öğrenciler, "hocam ben şöyle şöyle bir şeyler denedim" veya "geçenki dersten sonra aklıma şöyle bir soru geldi" ya da "hocam şöyle şöyle demiştiniz ama bir de şu var..." tarzı çıkışlar yapıyorlar ve hoca ile öğrenciler arasında birbirine enerji veren bir etkileşim yaşanıyor. Veeee öğretmen sınıfa giderken uça uça gidiyor. Dersten çıktığında da... Dersten çıkmak isteyen mi var! 



Resim: Lars Kuczynski


Yorumlar