Türkiye'ye ilk geldiğim yıl olması lazım. Tahtaya yazdığım kalemin mürekkebi bir şekilde gömleğime bulaşmıştı. Ben başta farketmemiştim, öğrencilerimin uyarmasıyla gördüm. Sonradan ne kadar yıkadıysam çıkmadı o leke. Aradan geçen o kadar yıldan sonra hala aynı gömleği, giderek soluklaşan o mürekkep lekesiyle giyiyorum. O gömlek benim için bir savaş anısı gibi. Yaralandığım zaman delinen gömleğimi tekrar tekrar giyerek o anıyı taze tutuyorum sanki...
Sanki dünyayı devirecek bir kararlılıkla girdiğim sınıfta, hâlâ o ilk günlerin tazeliği ve heyecanıyla öğrencilerime ders anlatıyorum. Bir yandan da Türk aksanıyla İngilizce konuşmadığı için anlaşılmakta zorlanan bir hoca olarak, rüyasında koşmak isteyip de bir türlü koşamayan bir çaresize benziyorum. Ama dert değil. Gencim. Onlar da genç. Zamanla anlarız birbirimizi. Ben lekeli gömlek giyen, öğrencilerden ayırt edilemeyecek kadar genç görünen, kimi öğrenci için umut ışığı kimisi için de aşılmaz dağ olan hocayım... Lekeli gömleğinin içinde geçmiş nesillerin ümitlerini, emeklerini ve tükenmişliklerini gizleyen bir emanetçiyim... Gömleğinin ütüsüyle gelecekteki güzel günleri temsil eden bir işaretçiyim...
Resim: Nimble Made

Yorumlar
Yorum Gönder