Lağım Çukurunda Bir Nilüfer Çiçeği


Geçen entelektüel yönüyle öne çıkan bir arkadaşımla konuşuyorduk. Nasılsın diye sordum. Klişe bir "iyiyim" cevabı yerine gayet çarpıcı bir fotoğraf koydu önüme: "Lağım çukurunda açmış bir nilüfer çiçeği gibiyim." İster istemez hafif bir gülümsemeyle omuzuna gitti elim. Bir kaç saniye sessiz kaldık öyle.

Etrafımda olan ama görmemek için ısrar ettiğim gerçeği bütün çıplaklığıyla gösterdiği için arkadaşıma teşekkür mü etmeliyim bilemedim. Niye mi? Etrafımdaki o gerçeği görmemekte ısrar ediyorsam, bir nedeni var da ondan. O çukurda açan tek nilüfer o değil ki! Ve bir gün bu çukurun kuruyup, ıslah olacağı, yeni çiçeklerle bir bahçeye dönüşeceği inancı olmadan nasıl sabredebilirsin ki? 

Tarihte romantizm akımının çıkışı da benzer bir nedene dayanır. Yaşadığın hayat ile hayallerin arasında astronomik bir mesafenin olduğu ve bu mesafenin kapanmasına dair imkan ve ihtimallerin sıfır olarak göründüğü bir durumda n'apabilirsin ki? Akıl gözünün karanlıkta kaldığı yerde kalp gözünün sınır tanımayan bakışına sığınmaktan başka n'apabilirsin ki?



Resim: David Clode


Yorumlar