Dördüncü sınıftaydık. Sabahçı olduğumuz bir dönemdi. Sabah güneşinin camlarda parıldadığı saatlerde öğretmenimiz eline bir test tübü aldı, içine biraz su koyup ağzını plastikle kapattı. Sonra altına ateş tuttu. Biz de acaba n'olacak diye sakin sakin bekleşirken, test tübün ağzını kapatan plastik müthiş bir sesle patladı. Tüp, hafif eğik olarak tavana yönelik olduğu için, fırlayan plastik kimseye zarar vermedi. Ama zaten öğretmenimiz, olacakları bildiği için o şekilde ayarlamış olsa gerek düzeneği. O neyse de, olayı masum ve habersiz şekilde izleyen ben için bu hadise çok şaşırtıcı olmuştu. Sanki insanların henüz uçmayı bile keşfetmediği bir dönemde uzaylılar tarafından kaçırılmışım, Samanyolu galaksisi bana gösterilmiş ve geri getirilmişim gibi bir hal kaplamıştı içimi.
İşte böyle anları yaşadığın zaman, önceki sen ile sonraki sen artık aynı olmuyor. Sanki genlerine işlercesine bir değişim bir dönüşüm geçiriyorsun. Hani "hayretten ağzım açık kaldı" denir ya, işte onu her hücrende yaşıyorsun ve insan olmanın anlamını keşfetmeye bir adım daha yaklaşıyorsun. O yüzden, ister derslerimi dinleyen öğrencilerim olsun isterse etrafımda benimle bir şekilde yolu kesişen küçüğünden büyüğüne insanlar olsun, bu hissi yaşamalarını sağlamak benim vazifem.

Yetişkinler için çok olağan görünen bir şey çocuklarda nasıl da farklı algılanıyor. İşte eğitimci olabilmenin en önemli kısımlarından birisi de bu ; anlattığın kişiğinin dilinden konuşabilmek…
YanıtlaSilKoşullanmamış zihinlerin keşfedebileceği çok şey olabilir, düşünceleri cezalandırılmazsa, hayalleri baltalanmazsa...
SilInsanların şevke ve heyecana ihtiyacı var. Bu duyguları uyandırmak gerekir ki ilerleme imkânı olsun.
YanıtlaSilI can't agree more
Sil