Basınç konusu açılınca, hayatımda iz bırakan ikinci bir deneyin de yine aynı kavramla ilgili olduğunu söylemeliyim. Şimdi kemerlerinizi bağlayın, anadolu lisesi yıllarıma gidiyoruz. Tahmin ediyorum orta ikinci sınıf olması lazım. Öğretmenimiz Nurhan Hanım, sınıfı gruplara ayırmış ve her gruba yapması için deneyler vermişti. O zamanlarda da deney yapılması, bana çok lüzumsuz geliyor, çünkü zaten her şey formüllerle hesap edilebiliyor. Benim bu "deneyleri küçümser halimi" ifade edecek entelektüel birikime o günlerde sahip değildim ama bugünden bakınca anlıyorum ki teorisyen olmaya yatkınlığımın bir dışa vurumuymuş. Neyse, konuyu dağıtmayalım.
Bizim gruba verilen deneylerden biri, teneke kutunun içine su koyulması, kutunun altına ateş yakılıp ısıtılması, sonra kutunun ağzının plastikle kapatılması ve en nihayetinde de üstüne soğuk su dökülmesi şeklinde. Tabi benim deneyleri boşveren havamdan ve arkadaşlarımın da çocukça ihmallerinden dolayı herhangi bir hazırlık yapmamıştık. Ta ki o gün, öğretmenimiz sonraki derste bizden deneyi yapmamızı isteyene kadar.
Bir anda eteklerimiz tutuştu tabi. N'apalım diye düşündük. Parası bol bir arkadaş hemen gitti, o tarihlerde piyasaya yeni çıkmış olan kutu Fanta'dan aldı ve alelacele içti. Böylece bir kutumuz oldu. Ama ağzına kapatacağımız plastiğin şekli yuvarlak, teneke kutunun ağzı ise alakasız. Şu an tam hatırlamıyorum ama bir şekilde o kısmını da bir arkadaş keserek genişletti. Galiba tırnak makasının ya da İsveç çakısı gibi bir şeyin makasıylaydı. Neyse, ders başlarken biz her şeyi hazır etmiştik ama ne deneyi önceden yapmışlığımız var ne de neler olacağını biliyoruz. Yani, hiç provasız tiyatroda sahneye çıkıp doğaçlama rol kesenler gibiyiz.
Derken ders başladı ve biz deneye kalktık. Bir yandan yapılması gerekenleri itinayla yapıyoruz, bir yandan da İngilizce cümlelerle ne yaptığımızı anlatıyoruz. Ve beklenen an geldi. Kutunun içindeki su oldukça ısınmıştı. Ağzına plastik tıpacı sıkıca yerleştirdik. Ben galiba ya bir tutaçla kutuyu tutuyordum ya da üstüne suyu döken kişiydim, ama ikincisi olma ihtimali daha yüksek. Soğuk suyu dökmemizle birlikte bir anda o teneke kutu kendi içine çöküverdi. Hani çizgifilmlerdeki karakterlerin gözleri yerlerinden fırlar ya, benimkiler de öyle oldu. Sınıfta da bir anda bir uğultu koptu tabi. Öğretmenimiz bize teşekkür edip yerimize gönderdi.
Bir insanın gözlerinin önünde ama daha çok da bizzat kendi elinde böyle ilginç olayların gerçekleşmesi, evrenin sırları ile içindeki çocuk arasında yıkılmaz bir köprü kuruyor. Ve o köprüden yürüyerek gittiği yerde, kendi varlığını da anlamlandıracak cevherlere ulaşabiliyor.
Diğer günlükleri okumak için tıklayın
Resim: Brett Jordan

Yorumlar
Yorum Gönder