Otoban gibi Bıyık

İlkokula başladığım ilk gün adım attığım 1A şubesi, bana bir kabus gibi gelmişti. Öğretmen olan kişinin otoban gibi bir bıyığı vardı ve bakışları da hiç güven vermiyordu. O çocuk halimle sessizce feryat etmiştim: ben bu sınıfı istemiyorum. Neyse ki şubem değiştirildi ve dört sene boyunca 1B şubesinde okudum. Fakat, ilkokulun son senesinde, bazı nedenlerden dolayı şubemin değişmesi gerekti ve bilin bakalım nereye düştüm? Otoban gibi bıyığı olan hocanın sınıfına...

Ama artık o zaman itibariyle daha büyümüştüm ve daha soğuk kanlı davranabiliyordum. O sınıfa geldiğimde yaşadıklarım, enteresan bir karışımdı diyebilirim. Bir kere, anaokulundan arkadaşım Özgür vardı. Sınıftaki iyi öğrencilerdendi. Onun kankası olan Volkan'la da tanışmıştım. Beraber iyi anlaşıyorduk. Bu ikisine ek olarak sınıf öğretmeninin gözdesi olan diğer öğrencilerle de aram iyiydi. Ziya vardı mesela, o zaman itibariyle bana göre daha kısa boylu olan ama büyükçe bir bisikleti olan. Aynı sıraya oturduğumuz ve yine anaokulundan arkadaşım olan Serhat vardı, ama o ayrı bir yazı konusu. Sonraları samimi olduğum Cafer vardı, babası fırıncı olan.

Ve tabi bir de kız arkadaşlar vardı. Doğuştan ses sanatçısı olan Nihal vardı. Ama sınıfta galiba üç tane Nihal vardı. Öğretmenimiz bir ara, onlara yardımcı olayım diye Nihallerden birisi ve Kezban'la beraber oturtmuştu beni. Bir de sınıfın bir numarası Burcu vardı. Öğretmen soru sorduğu zaman ben dahil herkes deli gibi parmak kaldırıp söz isterken, Burcu oturduğu yerde sakince dirseğini sıraya koyup parmak kaldırırdı. Tenefüs olup da dışarı çıkmak için yürürken, sanki istifini hiç bozmadan güneş sisteminden geçip giden bir kuyruklu yıldız gibiydi. O haliyle ve öğretmenin bir numarası olması itibariyle, benim için Kaf Dağı'nın tepesindeki ulaşılmaz bir kraliçeyi andırıyordu.

Ama asıl önemlisi, o sınıfta Dolunay vardı. Babası Hollanda'daydı diye aklımda kalmış. O kadar parlak bir öğrenci değildi ama benim için o, parlak bir yıldızdı.

Daha kimler kimler... Şimdi kim bilir neredeler... Bir ara sosyal medya aracılığıyla bağlantı kurma durumu olmuştu fakat o kapıyı bir nedenle kapattım.

O sınıfta yaşadığım orijinal olaylara gelince... İlk defa kuru kafa çizmeyi öğrenmiştim. Arkadaşlarla elimize kuru kafa çizip, öğretmenden saklıyorduk. Dayısı kasap olan bir kız arkadaş vardı. Fen dersinde inceleyelim diye küme aktivitesi olarak sınıfa koyun gözü getirip kesmiştik. İçinden siyah bir sıvı çıkmıştı.

Ama bunlar haricinde bende iz bırakan önemli başka bir hadise, öğretmenimizin anaokuluna giden oğluyla yaşanmıştı. Dersleri bitince, bizim sınıfa gelirdi. Bir defasında cumhuriyetle ilgili bir şarkıyı öğretmenimiz önce kendi oğluna sonra da bana söyletmişti. Sonra sınıfa oylatmıştı, kim daha güzel söyledi diye. Sınıf ezici oy çokluğuyla, öğretmenin anaokuluna giden, detone bir çocuk edasıyla şarkı söyleyen oğlu için oy kullanmıştı. O zaman kafama dank etmişti, insanların gözleriyle görüp kulaklarıyla duyduklarına rağmen, menfaat veya korku nedeniyle gerçekleri eğip bükebildiği...


Diğer günlükleri okumak için tıklayın

Resim: Matt Duncan

Yorumlar

  1. Ogretmenin oyle birsey yapmasi ne kadar da aptalca, kendini tatmin etmek isteyen egoist insanlar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder