Bir varmış bir yokmuş. Evrenin uzak köşelerinden birinde yaşayan insan toplulukları varmış. Bu insanlar çok çalışmış didinmiş ve teknolojide ilerlemişler. Yaşadıkları gezegenin orasından burasına uçaklarla seyahat etmeye başlamışlar. Fakat bencilliklerinden ve sadece yakın geleceklerini düşünmelerinden dolayı içinde doğup büyüdükleri doğayı hiçe saymışlar ve neticede besin zincirleri sekteye uğramış. Öyle olunca da bir anda varlarını yoklarını gıda elde etmeye yönelik değerlendirmeye koyulmuşlar. Bütün havaalanları tarlaya çevrilmiş ve bir zamanlar göklerde süzülen uçaklar da tarla sürmeye gönderilmiş...
Uçaklar, o insanların ürettiği en güçlü ve en uzun süreli çalışabilen makineler oldukları için onlar sayesinde bol ürüne kavuşulacağı yönünde bir ümit varmış. Hatta yeterince kullanılıp da eskidikleri zaman da onları parçalarına ayırıp başka şekillerde kullanma düşünceleri varmış. Ama bu beklentiler, uçakların tarlalara girmesiyle birlikte çökmüş. Neden mi? Uçaklar motorlarını çalıştırıp ileriye gitmeye kalkışınca önlerindeki arkalarındaki bütün toprağı savurdukları için ortada ne tarla ne de tohum kalıyormuş. Hatta etraftaki diğer insan ve araçlara da zarar veriyorlarmış. Bu durumda da uçakların kısa yoldan geri dönüşüme gönderilmelerinden başka bir seçenek kalmamış.
Daha dün denecek kadar kısa zaman önce göklere sığmazken, şimdi iki karışlık toprağa kurban edilmek uçaklara çok ağır gelmiş. Bir yandan da kendilerini bu şekilde tasarlayan insanlara kızıyor ve "madem böyle olacaktı, neden en başta bizi traktör yapmadılar ki" diye hayıflanıyorlarmış. Ara sıra uçup kaçsak kurtulsak mı diye düşündüklerinde de "en fazla nereye gidebilirsin ki? Uzaya çıkamayacağına göre.." diyip öylece kalakalıyorlarmış.
İşte böyle tartışmalar, duygusal isyanlar ve ruhsal çöküntüler eşliğinde giderek yaklaşan nihaî sonlarını gözlerken, uçaklardan bazıları, "her ne olursa olsun, oturduğum yerde parçalara ayrılmaktansa, uçarken düşerim daha iyi" diyerek, yola koyulmuşlar. Kendileri için daha elverişli koşulların olduğu bir yer bulma ümidiyle yine göklere açılmışlar. Bunların bazılarının düştüğü bilgisi gelmiş sonra; ama kimisinden ise ne iyi ne de kötü haber gelmiş.
Kimi uçaklar ise, "bu günler geçici günler; sadece sabredelim. Yine eski günlerdeki gibi uçuşlarımıza başlarız" demişler. Ama bir yandan da sırayla geri dönüşüme gönderilen uçakları gördükçe hafakanlar geçirmişler.
Kimi uçaklar da, her ne olursa olsun, kendimizi geliştirmeli, değiştirmeli ve geçmişte vazgeçilmez olduğumuz gibi şimdi de vazgeçilmez hale gelmeliyiz diyerek işe koyulmuşlar. Önce düşünmüşler, nelerin ters gittiğini. Sonra güçlü yanlarını. Sonra da "daha önceden yapılmamış bir şeyler yapmalıyız" diyerek çözümler bulmaya çalışmışlar. Böyle çalışmalar sırasında, tarla ilaçlama yapan uçaklardan mülhem olarak, tarlaları gökten sürme fikrini bulmuşlar. Sonra da sevinç içerisinde bu fikirlerini anlatmak için insanların kapısını çalmışlar.
"Bir uçak tarlada, tekerleri yere değerken tehlike teşkil ediyor. Biz bunu ortadan kaldırıyoruz. Tarlaların uçlarına yerleştirilmiş sabanları kanatlarımıza bağlayacağız ve o sabanları çekerek tarlaların üzerinden uçacağız, kısa sürede kilometrelerce alanı süreceğiz" diye anlatmışlar. Normalde haftalar alan işin böylece bir kaç saat içerisinde halledilebileceğini gören insanlar bu işe tamam demişler.
Başlangıçtaki bir kaç deneme-yanılma ve alışmanın ardından, beklenen olmuş. İnsanlar, uçaklar sayesinde yeniden o bolluk günlerine kavuşmuşlar. Hatta geçmişte, "uçaklar, traktörlere giden yakıtların azalmasına neden oluyor, onları yok edelim" diye ortada dolaşan tipler, şimdi "biz zaten uçakların faydalı olduğunu hep söylemiştik" diye kendileri için PR yapmaya başlamışlar. Tekrar ferah günlere kavuşan gayretli ve idealist uçaklar ise, geri dönüşüme gönderilen arkadaşlarıyla tarla kenarında çektirdikleri fotoğraflara bakıp acı acı gülümsemişler.
Diğer günlükleri okumak için tıklayın
Resim: Anjas A.V.

Ne olduğun değil nerede olduğun önemli... Uçakta olsan mükemmel de olsan mevzu bir ișe yaramak...
YanıtlaSilBir açıdan öyle tabi
Sil