"Allahuekber" kelimesi saygıdeğer bir kelime mi, değil mi? Eğer bu soruyu bir müslümana sorarsanız size garip garip bakar, "salak mısın?" dercesine. Ama eğer bu soruyu New York şehrindeki ikiz kulelerin yıkıldığı 11 Eylül saldırılarından kurtulmuş bir gayrimüslime sorarsanız, o da bakar size ama garip garip değil; "yine aynı saldırı mı?" diye sorgulayan öfke-korku karışımı bir bakışla.
Bu örnek gösteriyor ki kişilerin zihinlerine kazınmış hatıralara ve şuurlu olarak besledikleri niyetlere göre aynı kelimeler farklı anlamlar taşıyabiliyor. Benzer şekilde, depremin kader olup olmaması da tamamen insanların depremden ve kaderden ne kastettiğine ve ne anladığına bağlı. Yani "deprem kaderdir" diyen kişinin kastettiği ile bu sözü işiten kişinin anladığı şeyler tamamen farklı olabilir. O zaman, depremin kader olup olmadığı sorusunu cevaplayabilmemiz için depremden ve kaderden kastedilen şeyleri sorgulamamız gerekiyor.
Depremden kastedilen şey kara parçalarının hareket etmesiyse, bu açıkça bilinen bir gerçek. Fakat depremden kastedilen binaların yıkılmasıysa, işte orada durmamız gerekiyor, çünkü yer hareketleri sırasında her bina yıkılmıyor. Bunun da ötesinde depremden kastedilen binaların yıkılıp insanların da onların altında ölmesiyse, orada da durmamız gerekiyor, çünkü her enkaz altında kalan da ölmüyor. Sonuç olarak, "deprem kaderdir" sözünün sahibine sormazsanız, bu üç anlamdan hangisini kastettiği belirsiz kalır. Eğer kendi zanlarınıza göre bir tahminde bulunursanız, isabet de edebilirsiniz, manipülasyona kurban gidebilirsiniz de. Bu noktada kulak vermemiz gereken biri var. Kim mi? Allahuekber kelimesini bize öğreten kişi:
Depremden kastedilenin ardından, kaderden kastedilenin ne olduğunu irdelemek için, öncelikle toplumda iman açısından geniş bir spektruma dağılmış insanların varlığını kabullenmemiz gerekiyor. Allah'a inanmayandan tutun temel seviyede imanı olana ve bunun da ötesinde İslam'ın öngördüğü şekilde Allah'a imanı olan kişilere kadar çok farklı zihinlerin olduğu bir ortamda, bir şeyin kader olup olmadığını o kadar rahat konuşamazsınız. Yine de, niyesi nasılından bağımsız olarak, kader kelimesinin "ne yaparsak yapalım, zaten olacak olan şey" anlamında kullanıldığını kabul ederek devam edebiliriz.
Bir şeyin bizim yaptıklarımızdan bağımsız olarak gerçekleşmesi için ya bizim irademizden bağımsız olması gerekir ya da bizden kıyas kabul etmeyecek kadar kuvvetli bir irade tarafından yapılıyor olması gerekir. Mesela, evrende hakim olan kütle çekimi veya elektrik yüklerinin birbirini itmesi çekmesi, bizim irademizden bağımsızdır. Biz istesek de istemesek de bunlar olur. Yani yerçekimi kaderdir. Elektromanyetik kuvvet kaderdir. Bu açıdan bakarsanız, kara parçalarının hareketi tamamen kaderdir. Ama "deprem kader midir" sorusu, depremden kastedilenin ne olduğuna bakar.
Kaderden kastedilen ikinci durumu tartışmak için ise, yani bizim irademizden çok daha kuvvetli bir irade bağlamında konuşabilmemiz için, hem "deprem kaderdir" diyen kişinin hem de bu sözü duyan kişinin Allah'a inandığını kabul etmemiz gerekir. Ki bu durumda kaderden kastedilen, Allah'ın bir şeylerin gerçekleşmesini takdir etmesi ve bizim bu sonucu değiştirmeye gücümüzün yetmemesi olur. Herhangi bir yorum yapmadan önce de, karşımıza çıkan her şeyi böyle açıklamamız Kuran'a uygun mu diye bakmamız gerekir.
"Gördün mü dini yalan sayanı? İşte o, yetimi itip kakar. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez. Vay haline o namaz kılanların ki, onlar kıldıkları namazdan gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar." (Maun Suresi)
"Bilsin ki insan için çalışmasından başka bir şey yoktur" (Necm Suresi, 39)
"Allahtan başka şeylere ilahlık yakıştırmaya şartlanmış olanlar, 'Eğer Allah dileseydi Ondan başkasına ilahlık yakıştırmazdık; atalarımız da (öyle yapmazdı); ve hiçbir şeyi de yasaklamazdık' derler. Onlardan öncekiler de bu mantıkla hakikati yalanladılar, ta ki azabımızı tadıncaya kadar!" (Enam Suresi, 148)
Bu ayetler gösteriyor ki, insanların iradeleriyle yaptıkları bir şeyler var ve onların neticeleriyle yüzleşmeleri gerekiyor. Demek ki her şeyi bu ikinci tarifteki kaderle açıklamak doğru değil. Dahası, en son ayet gösteriyor ki, "bizim iman etmiyor olmamız kaderden dolayı" diyerek kendilerince Allah'ı alt etmeye çalışanlar, bu sözleriyle sadece üstlerine azabı çekiyorlar.
Bu ayetlerden mülhem olarak deprem özelinde düşünürsek, iradesinin gereğini yerine getirmeyip bir takım zararlara ve kayıplara neden olan ve sonra da "deprem kaderdir" diyerek faturayı Allah'a çıkartmaya çalışanlar, neye davetiye çıkardıklarını iyi bilmeliler.
"...Allah size bir zarar vermeyi dilerse, yahut bir fayda murat ederse, onun sizin için dilediğine kim engel olabilir? Doğrusu şu ki, Allah sizin yaptıklarınızdan haberdardır." (Fetih Suresi, 11)
Diğer günlükleri okumak için tıklayın
Fotoğraf: Mick Haupt

Evet, depremde 50 bin kisinin olmesine kader demek ne kadar kolay. Depremlerin olacagi kesindi ama sadece ne zaman olacagi bilinmezdi. Gene olacak, busin degil. Boyle bile bile can kaybi olmasi toplumun ne kadar hazirliksiz ve umursuz oldugunu gosterdi. Para verip kacak/kanunsuz/kodsuz veya koda/kanuna uygun olmayan yapilar "affedildi". O paralar da kimlerin ceplerine girdi?
YanıtlaSil*bu son degil
Sil