Yorgancılar Köyü

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngıır mıngır sallar iken, evrenin uzak, ama çok uzak bir köşesindeki bir gezegende yaşayan insanların kurduğu Yorgancılar Köyü varmış. Adı üstünde, bu köydeki insanlar, yorgan yapma işinde ustalarmış. Herkes, bu köyde üretilen yorganları tercih edermiş, yüksek fiyatlar ödemekten de sakınmazlarmış. 

Fakat bu köyün ahalisinin bir de yumuşak karnı varmış. Köydeki insanlar, iki büyük soydan geliyormuş ve bunlar arasında bir rekabet varmış. En ufak anlaşmazlık veya yanlış anlama, hemen ciddi tartışmalara ve hatta geri dönüşü olmayan zararlara yol açıyormuş. O yüzden, bu iki sülalenin üyeleri sadece pazar meydanlarında birbirlerini görürlermiş. Başka zaman ve zeminlerde birbirlerini uzaktan görecek olsalar, hemen yollarını değiştirirlermiş. Aralarındaki rekabet bazen düşmanlık seviyesine bile çıktığı için, birbirlerinin yorganlarının içine gizlice pire koyarlarmış ki insanlar şikayetçi olsunlar ve gidip pireden kurtulmak için o karşı sülalenin yorganı yaksınlar. "Pire için yorgan yakmak" deyimi de işte o gezegenden bizim gezegene uzaylılar tarafından taşınmışmış.

Takdir edersiniz ki bu sülalelerin çocuklarının da birbirleriyle oynamaları yasakmış. Aksine, birbirleriyle alay etmeleri ve aradaki husumetin sonraki nesillerde de devam etmesi için, çocuklarına yalan-yanlış bir sürü şey öğretirlermiş.  Böyle olunca da, diğer tarafın çocukları oynayıp koştururken öbürünün mahallesine girecek olsa, "hoop, ayağını yorganına göre uzat" diye onları durdururlarmış. İşte "ayağını yorganına göre uzat" deyimi de yine o gezegenden bize uzaylılar tarafından getirilmiş ama anlam kaymasına maruz kalmışmış.

Derken bu köyde enteresan bir şey olmuş. Köye internet gelmiş. Ve sosyal medya diye bir şey türemiş. Kısa sürede köy nüfusunun neredeyse tamamı sosyal medya üzerinden haberleşmeye ve olaylar hakkında da haber almaya başlamış. Ama asıl önemlisi, bizim bu iki sülalenin çocukları arasında da zamanla arkadaşlıklar türemiş. Aralarında, büyüklerin yaptığı düşmanlıkların ne kadar saçma olduğunu, böyle tavırların gençlerin geleceğe dair ümitlerini nasıl baltaladığını konuşur olmuşlar.

Gençler sürekli stres ve paranoya atmosferinde yaşamaktan bıktıkları ve sosyal medya üzerinden de özgürlüğün, kardeşliğin tadını aldıkları için artık büyüklerle aralarına mesafe koymaya başlamışlar. Giderek soğuyan bu aile içi ilişkilere daha sonra, sinir patlamaları da eklenmiş. Bu olanlardan da, büyükler, sosyal medyayı sorumlu tutmuş. Eğer sosyal medya olmasaymış, herşey gayet güzelmişmiş; teknoloji, gençlerin ahlakını bozuyormuş; geleneklerden giderek uzaklaşan gençlerin ülkenin geleceğini omuzlaması mümkün değilmiş; o yüzden internet üzerinden olan bütün iletişim kanalları kapatılmalıymış; ancak böyle yapılırsa köydeki işler tıkırında gidebilirmiş. Peki gençler ne demiş?

"Yani bizi susturup düşmanlıklarınıza devam etmek istiyorsunuz, hatta bizi de bunlara alet etmek istiyorsunuz! Hem de bunu ülkenin menfaati diye anlatıyorsunuz! Ülkenin menfaati birbirinin kuyusunu kazmakta değil, birbirine kucak açmakta. Ama siz kendi çocuğunuzu bile sevmekten aciz olduğunuz için bu sözleri de anlayamazsınız..."

Bu sözler, elbette, büyükleri çileden çıkarmış. Gençleri evlere hapsetmeye, onların iletişim kanallarını kapatmaya başlamışlar. Böylece bütün mesailerini, barış ve huzur isteyen gençleri baskılamaya adayan büyükler, artık yorgan üretiminde de gerilemeye başlamışlar. Hem üretim sayıları düşmüş hem de ürünlerde kusurlar çıkmaya başlamış. İnsanlar artık o köyün yorganlarını almamaya başlamış. Ve bunun karşısında büyükler ne düşünmüş, biliyor musunuz?

"Bütün dünya birleşmiş, bizi geleneklerimizden ayırmaya çalışıyor; gençlerimizin arasına fitne tohumları ekiyorlar; ekonomimize darbe vuruyorlar; ülke elden gidiyor" diye aralarında konuşmaya başlamışlar. Hatta, birbirlerine ezeli düşman olan iki yorgancı sülale, "gençleri baştan çıkaran harici güçler" fikri etrafında birleşmişler. "Gençlerin arkadaşlık, barış ve huzur istemeleri, geleceğe ümitle bakmak istediklerini söylemeleri, kesinlikle kabul edilemez, çünkü bunlar aslında başka gündemler için paravan; aslında köyü bölmeye çalışıyorlar" diyerek gençlerin bir ihanet şebekesine dönüştüğünü ve bunun önüne geçilmesi gerektiğini dört bir yanda anlatmaya başlamışlar. Gençler de ya ev hapsinde olduklarından ya da içine düştükleri kabustan dolayı seslerini çok çıkaramamışlar. Ama garipler, bir bir ölmeye başlamışlar. Bazıları da köyden kaçıp başka diyarlara göç etmişler.

Köyde birbiriyle arkadaşlık kurmak isteyen gençlerin sayısı iyice azalınca, yorgancı iki sülale de yine işlerine koyulmuşlar. Ne de olsa artık köy, ihanet şebekelerinden temizlendiği için eski düzene devam edebileceklerine kanaat getirmişler. Ve birbirlerinin yorganlarının için pire yerleştirmeleri için çocuklarını kullanmaya, diğer sülalenin imajını zedelemek için onlar hakkında iftiraya ve yalan uydurmaya yeniden devam etmişler. 


Diğer günlükleri okumak için tıklayın

Fotoğraf: Julius Jansson

Yorumlar