Meşhur bir atasözümüz der ki "bir musibet bin nasihatten iyidir". Ve bir de İngiliz atasözü der ki "bir resim bin kelime değerindedir." Bu ikisi arasında bir denklik kurarsak, musibetler ile görsel bilgi aktarımı arasında bir benzerlik ortaya çıkar. Ayrıca, bu görsel ve hafızalarda iz bırakan eğitimin, daha soyut olan işitsel eğitime nazaran daha etkin olduğu fark edilir. Yani çarpılma ile etkin öğrenme arasında bir doğru orantılılık var.
Sosyal psikoloji çalışan bilim insanları, bu olgunun, yani çarpılmanın, eğitim ve öğretimde ne kadar etkin kullanılabileceğiyle ilgili bir çalışma yapmışlar. Ama aslında çalışılan şey, insanların çarpılma durumunda ne kadar iyi öğrendiği değil, öğretmek için uygulayacakları "çarpmanın" şiddetinin nereye kadar çıkabileceğini görmek. Merak edenler, "Stanley Milgram obedience to authority experiment" başlığını aratıp inceleyebilirler. Sonuçta ortaya çıkan şu ki insanlar olarak "iz bırakan" öğretmenler olma hususunda oldukça istekliyiz ve becerikliyiz. Hele ki verdiğimiz zararları kitabına uyduracak bahanelerimiz de varsa...
Düşünüyorum da insanların demokrasiyi içselleştirmesi adına bir müze açılsa ve burada insanların birbirlerine uyguladıkları, "iyilik adına yapılmış ve kitabına uydurulmuş" zulümler resimlerle, filmlerle, animasyonlarla, tiyatrolarla ve gerçekçi heykellerle gösterilse... Belki o zaman acılı hatıralar daha gözle görülür hale gelir ve insanlar da bu konuda daha dikkatli davranırlar.
Resim: Karsten Winegeart

Yorumlar
Yorum Gönder