"Aslında ders çalışmak bir eğlencedir; ama şimdi eğlencenin sırası değil." Benzer anlama gelen bir atasözümüz de der ki, "namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz". Yani, "görmek istemeyen kadar kör yoktur".
Bütün bunlar, insanın iç dünyasıyla alakalı bir şeyleri gözümüze sokuyor. Eğer ertelemekten rahatsız hissettiğimiz halde ertelemekten vazgeçmiyorsak, aslında "rahatsız hissetmemiz gerektiğini düşünüyoruz ama rahatsız olmuyoruz" demektir. Aynen "sigara da zararlı, bırakmam lazım" diyen ve son on yıldır sigarayı bırakmaya çalışanlar gibi. Ya da "kitap okumak güzel tabi, ama benim vaktim olmuyor", ya da "spor çok faydalı, boş vaktim olduğunda mutlaka yapacağım", ya da "artık kilo vermem lazım, mesela bunları yememem lazımdı" örneklerinde olduğu gibi. Burada asıl görülmesi gereken gerçek, şuuraltındaki güdümlerimizin farklı olduğu ve bizim onları görmemekte ısrar ediyor olmamız.
İşte bu tespit de, erteleme hastalığının çözümüne yönelik önemli bir noktayı gün yüzüne çıkarıyor. Erteleme hastalığından kurtulmak istiyorsan, öncelikle kendini tanı ki onun istekleri ile senin isteklerinin örtüşmediği durumlarda herkesi mutlu edecek ortak çözümler bulabilesin ya da kısa veya uzun vadeli planlar yapabilesin. Kendini tanımamakta ısrar edersen, kendinin kölesi olarak yaşamaya devam edersin. Sen bir şeyler yapmak için yola çıkarsın; bir bakmışsın ki tamamen başka bir şey ortaya çıkmış. Aynen benim de daha önceden yaptığım gibi...

Yorumlar
Yorum Gönder